Bazı yemekler unutulunca yalnızca lezzet değil, geçmiş de kaybolur.

Bazı yemekler unutulunca yalnızca lezzet değil, geçmiş de kaybolur.

Eskiden bir yemeğin tarifini yalnızca ölçülerle öğrenmezdik. Büyüklerimizin eline bakar, hamurun kıvamını gözle anlar, ateşin sesinden pişip pişmediğini hissederdik. Tarifler defterlerde değil, hafızalarda yaşardı.

Peki, bugün ne oluyor?

Birçok geleneksel yemeğimiz sofralarımızdan yavaş yavaş çekiliyor. Genç kuşaklar bazı yöresel yemeklerin adını bile bilmiyor. Bir zamanlar evlerde pişen, özel günlerde hazırlanan, komşularla paylaşılan lezzetler artık yalnızca yaşlıların hatıralarında kalabiliyor.

Mesele sadece eski yemekleri özlemek değil. Bir yemeğin kaybolması; o yemeğin hikâyesinin, tekniğinin, yerel ürününün ve kültürel hafızasının da kaybolmasıdır.

Gastronomi yalnızca yeni tabaklar tasarlamak, farklı mutfakları tanımak veya güzel sunumlar yapmak değildir. Kendi mutfağımızı tanımak, yaşatmak ve gelecek kuşaklara aktarmak da bu mesleğin sorumluluğudur.

Niğde gibi güçlü yerel ürünlere ve köklü bir yemek kültürüne sahip şehirlerde bu sorumluluk daha da önemlidir. Tarifler kayıt altına alınmalı, ustalar dinlenmeli, yöresel ürünler korunmalı; üniversiteler, şefler ve yerel yönetimler bu kültürün yaşaması için birlikte çalışmalıdır.

Çünkü bir tarifi kitaplara yazmak önemlidir ama onu sofralarda yaşatmak daha da önemlidir.

Bugün çocuklarımıza yalnızca yemek yapmayı değil, yaptığımız yemeğin nereden geldiğini de öğretmeliyiz. Bir tarifin ölçüsünü aktarırken hikâyesini de anlatmalıyız.

Unutmayalım: Bir mutfağın geleceği, geçmişinden ne kadarını taşıyabildiğiyle de ölçülür.

Bir tarif kaybolursa bir lezzet eksilir; onunla birlikte bir kültür de sessizce kaybolabilir.

Her lokma bir seçimdir; doğru seçin.

Sağlıkla, mutlulukla, afiyetle.

Akademisyen Şef Mevlüt ÖLMEZ